| |
|
|
|
|
St.Pierre Kilisesi
Antakya’nın
2km kuzey doğusunda Reyhanlı karayolu üzerinde Habib-i Neccar Dağı’nın
uzantısı olan Haç(Stauris) Dağı’nın Etegindedir.
13 m.
Uzunluğunda 9m. Genişliğinde 7m. Yüksekliğinde doğal bir mağaradır. Hz.İsa’nın
ölümünden sonra havarilerden St.Pierre Antakya’ya gelerek (M.S.I.y.y.ilk
yarısında) burada telkinlere başlamıştır. İsa’ya inananlara
“Hıristiyan” adı ilk kez burada verilmiştir. 1963 yılında PapaVI. Paul
tarafından burası Hıristiyanların Hac yeri olarak kabul edilmiştir. Her
yıl 29 Haziran’da St.Pierre günü (Bayramı) kutlamaları yapılmaktadır. |
|
|
|
St.Simeon Manastırı
Samandağ ilçesi
yolu üzerinde, Değirmenbaşı Beldesinden ayrılan bir yolla gidilen Aknebir
Beldesi sınırları içinde 479 m yüksekliğinde bir tepe üzerine kurulmuş
St.Simeon manastırının bir bölümü sağlam kayalara oyulmuş, diğer
bölümleri dik açık duvarlarla çevrilmiştir. Manastırın sekizgen
avlusunun ortasında doğal bir kayadan yapılmış sütun mevcuttur. Bu
sütunun doğusunda üç kilise diğer yönlerinde ise müştemilat vardır.
Manastırırn üç giriş kapısı olup, doğu batı ekseni bir haç şeklindedir.
St.Simeon
buraya M.S. 541 yılında gelmiş ve 592 yılında ölmüştür. St. Simeon
Terk-i Dünya tarikatının kendi çağındaki en önemli temsilcisidir.
|
|
|
|
Haron (Cehennem
Kayıkçısı)
St. Pierre
Kilisesine 10 dk. Mesafededir. Helenistik çağda Antochus IV. Epiphones
(M.Ö.175-164) döneminden kalan kaya kabartması eser, mitolojide
“Cehennem Kayıkçısı” olarak adlandırılır. Antiochus IV. Döneminde
kentte yayılan veba salgınının durdurulması amacıyla ilahlar için
yontulmaya başlanmıştır. Salgının durması ile kabartmanın yapımı yarım
bırakılmıştır. |
|
|
|
Habib-i Neccar Camii
Cami,
Antakya’nın 636 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa
edilmiştir. Bugün ki Türkiye sınırları içerisinde inşa edilen ilk cami
olduğu kabul edilmektedir. Kurtuluş caddesinde bulunan cami Hz. İsa’nın
havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakya’lının
adını taşımaktadır. Caminin kuzeydoğu köşesinde yerin 4 metre altında
Habib-i Neccar türbesi bulunmaktadır. Etrafı medrese odaları ile
çevrilidir. Cami avlusunda bulunan şadırvan 19.y.y. eseridir. |
|
|
|
Bakras Kalesi
Antakya-iskenderun
yolunun 27. km’sinde Kızıldağ eteklerindedir.bu gün aynı adla anılıan
bakras köyü bitişiğindedir.
Helenistik
dönemde Bakras kalesinin var olduğunu temellerindeki inşaat tekniğinden
anlıyoruz. Kalıntılar ise Bizans devri inşaat tarzını göstermektedir.
Bakras Kalesi Haçlılar döneminde Antakya Prensliği’nin kuzeydeki en
önemli savunma noktasıydı. Kale bir iç avlunun çevresinde kışlalar,
zindanlar müdafaa rampaları ve odalardan oluşmaktadır.
Anadolu-Suriye-Mısır güzergahındadır. |
|
|
|
Antakya Surları
Antakya şehir
surları M.S. 526 yılında justinyen tarafından yaptırılmıştır. Eski
devirlerde Antakya’nın etrafı bu yüksek surlarla çevriliydi. Seleukos
ve Roma dönemlerinde daha uzun ve yüksek olarak yapılan surlar üzerinde
360 nöbetçi kulesi ve Habib-i Neccar Dağı’nın en yüksek ve sarp tepesi
üzerinde bir iç kale bulunuyordu. Bugün surların sadece Hacıkürüş
deresine bakan yamaçlardaki bölümü ile dere üzerinde aynı zamanda bent
ve köprü görevi de yapan Demir kapı bölümü sağlamdır. |
|
|
|
Koz Kalesi
Altınözü
ilçesi Koz Kalesi Köyü’nün 1 km.kuzeyindir. Kalenin, Antakya’nın güney
bölgesini emniyet altına almak amacıyla Antakya Prensliği döneminde
yapıldığı ve Bizans-Haçlı devrinde kullanıldığı sanılmaktadır.
Kale, tepesi düzlük ve
kenarları sarp olan bir yükselti üzerine kurulmuştur. Kesme kalker
bloklarla yapılan kalede bugün iki burç bulunmaktadır. Kale kapısı
sonradan onarılmıştır. Kale içindeki mekanların bir çoğu açığa
çıkarılmamış olup, tonozlu mekanlar, sarnıçlar ve seyirdim yolu
görülmektedir. |
|
|
|
İsos (epifenya)
Harabeleri
Pers kralı Darius III ve
Makedonya Kralı Büyük İskender’in M.Ö. 333 tarihinde savaştığı bu bölge
Helenistik dönemde kurulmuş ve Roma döneminde varlığını sürdürmüştür.
Şu an bölgede antik şehir kalıntıları ve su kemerleri bulunmaktadır. |
|
|
|
Sokullu Külliyesi
Dörtyol ilçesi, Payas
beldesindedir. Külliye kervansaray, Pazar, hamam, cami ve medreseden
oluşan Osmanlı mimari örneklerindendir.
Pazar Yeri: Külliyenin
orta yerindedir. Üzeri tonozla örtülü çarşının iki tarafında dükkanlar
bulunan dört kapılı bir mekandır.
Hamam: Pazarın kuzeybatı
tarafına bitişik, kırmızı ve siyah taşlardan yapılmış, soğuk, ılık ve
sıcak olmak üzere üç ayrı bölümden oluşmaktadır.
Cami ve medrese: Pazarın
güneybatı bitişiğindedir. Cami avlunun güneybatısında yüksek bir kubbe
ile inşa edilmiştir. Caminin kuzey tarafında yer alan ve kapıları
avluya açılan 14 adet kubbeli oda medrese eğitimi görenler için
yapılmıştır. |
|
|
|
Hatay Müzesi
Antakya, Cumhuriyet
alanında bulunan arkeoloji Müzesi’nin yapımına 1934 yılında başlanmış,
1948 yılında ise ziyarete açılmıştır. Mozaik koleksiyonu bakımından
dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Bünyesinde çeşitli dönemlere(prehistorik)
çağ, demir çağı, Helenistik, Roma, Bizans) ait olan ve Harbiye,
Antakya, Atçana, Samandağ ile İskenderun’da bulunan eserler
sergilenmektedir. |
|
|
|
|
|
Titus Vespasianus Tüneli
Şehrin
tamamı surlarla çevrili olup Çarşı ve El mina adlı iki kapısı
mevcuttur.Şehirde M.S.I.y.y da sel sularını yönlendirmek,limanın
dolmasını ve yerleşim yerlerine su baskınını önlemek için vespasianus (M.S.69)
döneminde başlayan ve oğlu Titus (M.S.81) tarafından tamamlanan ,130
metresi kapalı diğer kısmı açık olmak üzere, 1380 m uzunluğunda,
ortalama 7 m yüksekliğinde, 6 m genişliğinde tünel yapılmıştır.Tünelin
kazılmış olduğu kayalık bölge şehrin nekropol (mezarlık) alanı olarak
kullanılmıştır. Kapısuyu köyü yolu üzerinde ise Dor Mabedi yer
almaktadır. |
|
|
|
Kaya Mezarlar
Titus tünelinin
deniz tarafındaki girişinden sağa dönerek bahçeler arasında ilerlemeye
devam edilirse 100 metre sonra kaya mezarlarına ulaşır.Yüksek bir
yardaki kayaya oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıdaki mezarın
en çok ilgi çekeni, çukurun tabanındaki geniş mağaradır.Bu mağara
diğerlerinden farklı olarak yüksek ve gösterişli yapılmış olmasından
dolayı halk arasında ‘ Beşikli Mağara ’ olarak adlandırılır. |
|
|
|
|
|
İskenderun
Akdeniz’in doğu
ucunda ve aynı adla anılan körfezin doğu kıyısında bulunan İskenderun
Türkiye’nin en güzel kentlerinden biridir. İskenderun plajlarının yanı
sıra kentin hemen arkasındaki dağlar üzerinde bulunan yaylaları ile
ünlüdür.
İskenderun M.Ö.
333 yılında Büyük İskender Tarafından kurulmuştur. İlk adı Alexandratta
olan şehir M.S 638 yılında Arapların fethiyle beraber İskenderun olarak
anılmaya başlanmıştır. |
|
|
|
|
Arsuz
İskenderun’un 33 km güneyinde Arsuz Çayı ağzında bulunan
bir tatil köyüdür. Seleukos döneminde aynı yerde Rhosus ya da
Rhosopolis kenti bulunuyordu. Belen antik şehir kalıntılarına rastlamak
mümkündür. Arsuz bugün daha çok denizi için tercih edilen bir
merkezdir. |
|
|
|
Belen – Güzelyayla
Belen ilçesi
– sarımazı mahallesi yol ayrımından başlayarak 8 km’lik asfalt bir yol
ile yeşilliğin ve ormanın hakim olduğu virajlı bir güzergahtan
çıkılmaktadır. Belen ve İskenderun’dan minibüslerle ulaşım mümkündür.
İskenderun Körfezi’nin seyir terası durumunda çam ağaçları ve kır
çiçekleri içerisinde kurulmuş, eski ve yeni tip yapıları ile gezilmeye
ve görülmeye değer, adına türküler ve şiirler yazılan bir yayladır.
Kamp kurmaya ,pikniğe orman içinde kısa geziler yapmaya elverişlidir.
Yaylada konaklamak için pansiyon tipi evler,günlük yeme -içme üniteleri
bulunmaktadır. |
|
|
|
Harbiye (Daphne)
Antakya’ya
10km. uzaklıktadır.Vadinin güneyinden çıkan kaynaklar şelaleler
oluşturduktan sonra Asi nehrine kavuşur.Harbiye olarak bilinen bölgenin
antik dönemdeki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır. Helenistik
ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla tanınan dünyaca ünlü bir sayfiye
yeri olarak kullanılan Defne, zengin halk kesimi tarafından yapılan çok
sayıda köşkleri, tapınakları ve eğlence yerleriyle ünlüydü. İmparator
Gallus döneminde Harbiye eski ihtişamını kaybetmeye başlamış, Arap
istilasının sonra da bir daha parlak dönemlerine dönememiştir.
Günümüzde antik dönemden ayakta herhangi bir yapı kalmamıştır. |
|
|
|
|
Havra
1700 yıllarında, Antakya
Kurtuluş Caddesi’ndeki bir binanın havra’ya dönüştürüldüğü tahmin
edilmektedir. Havrada bulunan mukaddes kitap ‘Tevrat’ ceylan derisi
üzerine İbranice yazılmış olup, 500 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Düzenli olarak Musevi cemaati burada ibadetlerini yapmaktadır. |
|
|
|
Katolik Kilisesi
Antakya şehir
merkezinde, Kurtuluş Caddesi’nde bulunmaktadır. Katolikler 600 yıl
aradan sonra tekrar Antakya’ya yerleşmişlerdir. Buraya ilk gelenler bir
kilise ve Avrupalıların çocukları için bir okul açmışlar daha sonra
Antakya’ya gelen Fransız rahipler ise buraya bir manastır kurmuşlardır.
1852 yılında dönemin padişahından bir Katolik kilisesi kurmak için izin
almışlar birkaç yıl içinde bu kiliseyi yapmışlardır. |
|
|
|
Ortodoks Kilisesi
Antakya Hürriyet
Caddesi’nde bulunan kilisenin yapımına 1860 yılında başlanmış, büyük
depremin ardından 1900yılında restore edilmiştir. Kudüs’ten sonra en
eski kilise ve Doğu Ortodoks kiliselerinin en güzelidir. |
|
|
|
Samandağ Çevlik
Samandağ ilçesine 9
km uzaklıkta Çevlik beldesinde, Musa Dağının eteklerine kurulmuş
antik bir şehirdir.şehir Seleukos Nikador I tarafından kurulmuşsa da,
bu bölgede Paleolitik çağa tarihlenen mağara yerleşimleri vardır.
Helenistik çağda bu şehrin kurulmasındaki en önemli neden Akdeniz’e
egemen olma isteğidir.
Şehir; aşağı şehir
(Liman-Çarşı) ve yukarı şehir (Akrapol) olmak üzere iki kısımdan
oluşmuştur. Yukarı şehir malikaneler, mabetler ve resmi binalardan
oluşmakla, aşağı şehir ise liman ve çevresini kapsamaktadır. |
|
|
|
Tarihi Antakya
Evleri
Genelde iki katlı
olarak taş, kerpiç ve ahşaptan yapılmıştır. Cepheleri güney ve batıya
dönüktür. En önemli özellikleri cephe tarafında bulunan ahşap direkli,
önü açık sofalardır.Evlerin çoğunluğunda geniş avlu,havuz, su kuyusu,
meyve ağaçları ve çiçeklerle süslenmiş bahçeler mevcuttur. Yapılmaları
2 asır öncesine dayanan bu evlerde, Anadolu mimarisi tarzında
süslemecilik ve işçilik görülmekte olup sayıları oldukça fazlacır. |
|
|
|
Yenişehir Gölü
Yenişehir gölü
civarında, Yenişehir Mahallesi’nde Roma döneminde İmma adıyla anılan
bir yerleşim yeridir. M.S.12. yüzyılda savaşlar ve yangınlar yüzünden
büyük hasara uğrayan İmma, 1171 depreminde tamamen tahrip olmuştur.
Yenişehir mahallesi içinde o dönemin kalıntıları görülebilir. Burada
bulunan Yenişehir Gölü gazino ve lokantaları ile Amik yöresinin en
güzel dinlenme ve mesire yeridir. |
|
|
Hatay
İlk yerleşme paleolitik
dönemde Hatay-Samandağ Çevlik ve Meydan köyü, Şenköy mağaralarında
rastlanmıştır şu ana kadar Hatay da tespit edilen alt tarih Orta
paleolitik olarak tespit edilmiştir. Neolitik yerleşimler İl olarak
Dörtyol-Kinet Höyük’te görülmüştür. Kalkolitik dönem (M.Ö. 5500)
yerleşim yerleri Amik ovasında karşımıza çıkıyor (Tell Kurdu Höyük),
daha sonra karşımıza çıkan Tunç çağı yerleşimlerine yine amik ovasında
rastlıyoruz. M.Ö. 3000 de Akatları, M.Ö. 2000 de Hurileri görüyoruz,
daha sonra Halep başta olmak olmak üzere Yamhat krallığının siyasi
birliğinin altına giriyor. Yarım-Lim M.Ö.18. yüzyılın ikinci yarısında
yönetimine son verilmiş ve1595 yılında Hitit Kralı I. Mursuli bölgeyi
istila etmiş 15. yy da Atçana bölgesi Mısır ve Mittani – Mısır ve
Hititi arasında el değiştirmiştir. III. Tutmosis (Mısır) tarafından
Niğmepa tahta getirilmiş daha sonra Mittaniler egemenliğine tekrar
geçmiştir. 1370 yılında Suppilulima (Hitit) tarafından tekrar
hakimiyeti altına almıştır. M.Ö. 1200 yıllarından sonra Amik bölgesinde
bilgi akışı kesiliyor sadece mısır kaynaklarından bölgeye deniz
kavimlerinin geldiğini ve bölgeyi tahrip ettiklerini öğreniyoruz.
M.Ö. 900 tarihlerinde
Hititlerin parçalanmasından oluşan Geç Hititler bölgeye hakim olmuşlar
ve Hatina adını almışlardır, kendilerine başkent olarak bu günkü Çatal
Höyük’ü (Kanula) başkent yapmışlardır. Hititlerin arkasından bölgeye
Asurlular hakim olmuşlar, M.Ö. 8. yy da asi nehri deltasında ve
çevresinde Demir Çağında Yunanlıların El Mina şehrini kurduğunu ve
ticaret merkezi haline getirdiğini görüyoruz. M.Ö 538 de bugünkü
Dörtyol-Yeşilkent’e kadar Persler hakimiyeti altına almışlardır, bu
hakimiyet M.Ö. 333’te Büyük İskender tarafından sonlandırılmış bölge
Mekodonların hakimiyetine girmiştir. Başkent olarak Samandağ-Çevlik
bölgesin (Slevcia de Pierra) seçmiş fakat güvenlik açısından daha sonra
Antakya’ya başkenti taşımış ve Seleucus I Nicador babasının (Antiochus)
ismini bu şehre vermiştir. Antakya Helenistik çağda “Hippodamos” tarzı
plana göre inşa edilmiştir.Antakya’nın inşasında görevlendiren Attaeus,
Perittas ve Anaxicrates’in isimlerini İmparatorluğu kendini şehirde his
erttirmeye başlamış, M.Ö. 47 yılında Caesar Antakya ya gelerek
özerkliğini vermiş Romanın en büyük eyelatlerinden biri durumuna
getirmiştir. Antakya doğunun idari, ilmi, dini ve ticari merkezi haline
gelmiştir. M.Ö. 31 M.S. 14 Augustus dört yılda bir tekrarlanan
“olimpiyat oyunları” nı başlatmıştır. M.S.29-40 yılları arasında Hz.
İsa’nın havarilerinden St. Pierre antakya’ya gelerek dini yaymaya
çalışmış ve Şehir Hristiyan dininin merkezinden olmuştır. M.S. 256
yıllarında Antakya ikinci kez Perslerin (şapur) eline geçmiş, 268
yılında Palmira Kraliçesi Zenobia’nın elinew geçmiş, birkaç yıl sonra
tekrar Roma (İmp. Aurelianus) egemenliğine girmiştir. Roma
İmparatorluğunun iki ayrılması sonra M.S.396 yılında D.Roma
imparatorluğunun (Bizans) bağlı merkez olarak kalmıştır. M.S. 638
yılında Yermük savaşından sonra Antakya ve çevresi uzun bir kuşatmadan
sonra Müslüman Arapların bakimiyetine girmiş. 968 yılında tekrar Bizans
egemenliğine geçmiştir. Haçlıların elinden Türk Memlukluların eline
geçen şehir.1267 yılında tekrar Türk Memluklarının yönetimi altına
girmiştir.
1516 yılında Yavuz
Sultan Selim tarafından şebir Osmanlı imparatorluğuna katılmıştır.
1918 1.Dünya savaşı sırasında Fransız yönetimine geçen şebir daha
sonra bağımsız Hatay devleti oldu ve 29 Haziran 1938 de Türkiye
cumhuriyeti topraklarına kaldı. |
|